28 Temmuz 2013 Pazar

beni kışın anla.
kışın konuş.
kar üzerinde ayak izlerimi takip et.
yağmurdan ne kadar hastalandığıma bak.
yüzlerin gök olanı kükrediğinde, şakladığında saklandığım yerlere bak.
içtiğim çayları hesapla.
uyku saatlerimi gözet.
kapandığım içlerime bak.

sayıklamalarıma üzül.

25 Temmuz 2013 Perşembe

  
Kiraz ağaçlarının kudururcasına meyve verme çabasını kimse görmedi
Ben de.
Bulutların bana bakıp neye benzediğimi çıkarma çabalarını da..
Akıp akmamakda kararsız bir çeşmeyi de..
Kırkına kadar lal taklidi yapmış çocuğu da.
Gece bulanıklaşırken görüntüler, bir hayvan belirdi.
Anırgan bir sese dönüşen şehrin uğultusu.
Kimse duymadı.
Görülmedi, duyulmadı, akıldan bile geçirilmedi.
Hep aynı karışık rüyayı gördü şehir yine : biz.
Biz: rüya tabirlerine sığamayacak kadar anlamsız ve karışık.

23 Temmuz 2013 Salı

13 Temmuz 2013 Cumartesi


Dedemle hiç anım olmadı. Sadece onun benimle ilgili söyledikleri dışında. Ve aktaran ağız dışında.
Ben onu merak ederdim, bir sabah ölürken başındaydık, dedem hayvanlara bakardı kendini verircesine.
Dedeme gittim çünkü acı şimdiye ait birşey değil. Ötesi berisi var.
Dedemin ağzından anlatılanlar büyütmüştü bir kaç nesil ailemizi. Anne babalar dayımlar halam onun dedikleri ile geçinmiş ve yine de bizi büyütememişlerdi.
Dedemin içi çürümüştü.
Ölümüne birkaç gün kala doktor içi kalmamış dedi.
Ama yüzü anlamlıydı ezberlediği tablolar yüzünden.
Yanlış yazardı dedem. Kimsesiz kaldık. Kimsiz kaldık dedem ölünce. Önce içten yitti dedem.
Yitişi öyle bir sebzenin yitimine benzemedi. Içten yitti dedem. Önce içini yitirdi. Sonra sustu. Sonbaharını kaybetmiş bir insan durgunluğunda. Ya da sonbaharsız.
Sonra susmayı da bıraktı. Biz büyür gibi yaptık, en parıltılısından.
Işte istanbul çalıyor radyoda.
Dedem üstünü ört dedi ve ben sanane dedim. Işte o zaman kıyametim koptu.
Gözler bana baktı, ben de bana.
Söyleyecek birşey bulamadım. Belki ömür boyu çıkamazdım yanına. Belki kendi yanıma bile. Birşey kopmuştu.
Dedeme sardım ta çünkü hüznüm köklüdür.

Radyoda dedem çalıyor.