Dedemle hiç anım olmadı. Sadece onun benimle ilgili söyledikleri
dışında. Ve aktaran ağız dışında.
Ben onu merak ederdim, bir sabah ölürken başındaydık, dedem hayvanlara
bakardı kendini verircesine.
Dedeme gittim çünkü acı şimdiye ait birşey değil. Ötesi berisi var.
Dedemin ağzından anlatılanlar büyütmüştü bir kaç nesil ailemizi. Anne
babalar dayımlar halam onun dedikleri ile geçinmiş ve yine de bizi
büyütememişlerdi.
Dedemin içi çürümüştü.
Ölümüne birkaç gün kala doktor içi kalmamış dedi.
Ama yüzü anlamlıydı ezberlediği tablolar yüzünden.
Yanlış yazardı dedem. Kimsesiz kaldık. Kimsiz kaldık dedem ölünce. Önce
içten yitti dedem.
Yitişi öyle bir sebzenin yitimine benzemedi. Içten yitti dedem. Önce
içini yitirdi. Sonra sustu. Sonbaharını kaybetmiş bir insan durgunluğunda. Ya
da sonbaharsız.
Sonra susmayı da bıraktı. Biz büyür gibi yaptık, en parıltılısından.
Işte istanbul çalıyor radyoda.
Dedem üstünü ört dedi ve ben sanane dedim. Işte o zaman kıyametim koptu.
Gözler bana baktı, ben de bana.
Söyleyecek birşey bulamadım. Belki ömür boyu çıkamazdım yanına. Belki
kendi yanıma bile. Birşey kopmuştu.
Dedeme sardım ta çünkü hüznüm köklüdür.
Radyoda dedem çalıyor.